Tarih : 11.10.2018 - 08:20

Erdoğan: Sessiz kalmamız mümkün değil

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, kayıp gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın durumuyla ilgili, “Türkiye’ye girişler, çıkışlar her şey mercek altına alındı. Böyle bir hadiseyle ilgili bizim sessiz kalmamız mümkün değil. Tahminler üzerine değerlendirme yapmam doğru olmaz ama endişeliyiz. Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda kamera sistemlerinin olmaması mümkün müdür? Buradan bir kuş uçsa, sivrisinek çıksa bu sistemler yakalar” dedi.

Erdoğan: Sessiz kalmamız mümkün değil

Macaristan ziyareti dönüşü, kendisine eşlik eden gazetecilere uçakta değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, özetle şu mesajları verdi:

 

TÜM BOYUTLARIYLA ARAŞTIRIYORUZ

 

“(Suudi Arabistanlı kayıp gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın durumu) Olayı tüm boyutlarıyla araştırıyoruz. Bizim ülkemizde cereyan etmiş bir hadise. Böyle bir hadiseyle ilgili olarak bizim sessiz kalmamız mümkün değil. Çünkü sıradan bir olay değil. Kaşıkçı güçlü bir ailenin evladı. Uluslararası bir köşe yazarı özelliği var ve bir Türk kızıyla evlenme arifesinde böyle bir şey yaşıyor. Nikâh muameleleriyle ilgili başkonsolosluğa müracaatında yaşanıyor bu olay. Ben daha ilk gün olay duyulur duyulmaz, ayın 2’sinde arkadaşlara talimatı verdim. Gerek Adalet Bakanlığımızla, Dışişleri Bakanlığımızla bu işin malum bir Viyana Sözleşmesi boyutu var, hemen olayla ilgilenmeye başladık. Emniyet, istihbarat, her boyutuyla bu işi ele aldık. Anbe an sürekli bunun takibi yapıldı. Türkiye’ye girişler, çıkışlar dahil gereken her şey mercek altına alındı.

 

SİSTEMLERİN EN İLERİLERİ VARDIR

 

Bir başkonsoloslukta, bir büyükelçilikte kamera sistemlerinin olmaması mümkün mü? Olayın cereyan ettiği Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda kamera sistemlerinin olmaması mümkün müdür? Yani buradan bir kuş uçsa, buradan bir sivrisinek çıksa bu sistemler bunu yakalar ki onlarda bu sistemlerin en ileri dereceleri vardır. Viyana Sözleşmesi’ne göre de adımlar atıldı. Başkonsolosluğa girilip gerekli çalışmaların yapılabileceği noktasında dönüşler alındı. Bu dönüşler alındıktan sonra da gerek yargımız, gerek emniyetimiz, Dışişleri Bakanlığımızın yetkilileri, istihbaratımız şu anda çalışmalarına devam ediyor. Şu anda tahminler üzerine değerlendirme yapmam doğru olmaz. Ama endişelerimiz var. Bizim bu endişelerimizi ABD’nin de aynı şekilde telaffuz ettiğini görüyoruz. Gerek Sayın Trump’ın gerek Pompeo’nun gerek Pence’in. Hepsi de duydukları endişeyi anlatıyorlar.

 

ONLAR KENDİ İŞLERİNE BAKSINLAR

 

(Ana muhalefetin, diplomatlar için sınır dışı çağrısı) Gereken neyse zaten yapılıyor. Türkiye’yi ana muhalefet idare etmiyor, onlar önce kendi işlerine baksınlar. Bizdeki ana muhalefetin bu ülkeyi belli yerlere şikâyet etmekten başka özelliği yok. Onlar, ekonomide Türkiye’yi nasıl daha zor duruma sokacaklarının derdindeler. Ekonominin e’sinden anlamayanlar ekonomiyle ilgili konuşuyorlar. Türkiye’yi 16 yılda nereden nereye getirdiğimizi görmüyorlar. Bunlar bakar kör. Türkiye 36 milyar dolar ihracattan bugün 165 milyar dolar ihracata ulaşmış, adam bunu görmüyor. 
Bunlar diplomasiden de anlamıyorlar. Netice itibarıyla İstanbul’daki olay, tüm boyutlarıyla soruşturuluyor. Devletimizin ilgili birimleri, birbiriyle istişare halinde, yapılması gerekenn her şeyi yapacaktır.

 

MÜNBİÇ’TE GECİKME VAR AMA

 

(ABD ile Münbiç’te ortak eğitim) Münbiç meselesinde bir gecikme var. Ortak eğitim başlıyor. YPG sonrasında Münbiç’i yönetecek kişilerin seçimiyle ilgili çalışma devam ediyor. Bir gecikme var ama tamamen ölmüş değil. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo da Savunma Bakanı Mattis de somut adımlar atacaklarını söylüyorlar.

(Tel Aviv’le karşılıklı olarak büyükelçilerin geri gönderileceği iddiası) An itibarıyla gündemimizde bu tür bir konu yok. İslam İşbirliği Teşkilatı’na başkanlık ettiğimiz bir dönemde Kudüs’le, Filistin’le ilgili gelişmelere duyarsız kalamayız. O yüzden şu anda bu süreci hassas bir şekilde götürmemiz lazım.
kurulları tek tek toplayacağım

(Politika kurulları) Arkadaşlarımızı, konu başlıklarına göre her kurulu tek tek toplayacağım. Bu kurullarla toplantılarımızı yaptıktan sonra, başkan vekillerimizle birlikte artık kurullar çalışmaya başlayacak. Kurulların çalışma takvimini de zaman zaman vekillerim belirleyecek. Biliyorsunuz bunlar daimi üye olarak çalışmayacak. Başkan vekillerimiz onlarla haftalık olur, aylık olur, bir araya gelecek. Çankaya Köşkü’nde bu arkadaşlarımız çalışmalarını yürütecek.

 

BAHÇELİ İLE GÖRÜŞMEMİZİ YAPARIZ

 

(MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile ittifak görüşmesi) Özel Kalemim yarın (dün) büyük ihtimalle Sayın Bahçeli’nin Özel Kalemi’yle irtibatı kurar, perşembe günü (bugün) falan uygun olursa biz aramızdaki görüşmemizi yaparız. Bu görüşmede son gelişmeleri, ittifaktı şuydu buydu hepsini ele alma fırsatımız olur.”

 

TEK BAYRAK DEMEDİM

 

(İnönü fotoğrafı) İnönü ile ilgili gösterdiğim fotoğrafa CHP’liler itiraz etmişler. Tek bayrak değil de çift bayraklıymış. Ben tek bayrak demedim ki zaten. Gösterdiğim fotoğrafta, zaten tek mi çift mi belli. İki tane çubuk orada görünüyor. Bir tanesi Amerikan bayrağı. Bu da ortada. Şimdi çıkarmışlar tersinden gösteriyorlar ama yine de gizleyememişler. Çünkü mızrak çuvala sığmıyor.

 
ATATÜRK’ÜN VASİYETİ YERİNE GELECEK
 
(İş Bankası’ndaki CHP hissesi) Mesele İş Bankası değil. Mesele, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetidir. Kılıçdaroğlu, ‘Oradan bizim kasamıza giren para yok ki’ diyor. Ben ‘Senin kasana para giriyor’ demiyorum ki. Mahkeme kararıyla, Türk Dil Kurumu’na ve Türk Tarih Kurumu’na belirli bir temettü geliri aktarılıyor. Ama orada yönetim kuruluna CHP niye dört adam koyuyor? Efendim, yönetim kurulundaymışlar ama hiçbir inisiyatifleri yokmuş. Yönetim kuruluna gireceksin, ama hiçbir inisiyatifin olmayacak. Böyle bir saçmalık olur mu? Şayet inisiyatifleri yoksa o dört kişiyi çeksinler o zaman. Biz diyoruz ki: Buradaki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti neyse bu vasiyetin Hazine’ye devrini gerçekleştirelim. Çünkü bu şahıslara ait bir hak değildir. CHP’nin hakkı hiç değildir. MHP’li arkadaşlarla birlikte yapılacak bir yasal düzenlemeyle bu işin yoluna koyulabileceği kanaatindeyim.YARGI
 
KARARINA UYMAK ZORUNDAYIM
 
(Rahip Brunson davası) Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olması sebebiyle, ben yargıya müdahale edecek konumda değilim. Ben, demokratik bir Cumhuriyet, hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanıyım. Dolayısıyla yargı ne karar verirse, o karara uymak zorundayım. O işin muhatabı olanlar da yargı kararına uymak zorundadırlar. Olay budur.

    Yorum Ekle

    Ad soyad

    Ceynak