Hasan Sezer

Hasan Sezer

BENİM GÖZÜMLE TARAKLI

Ülkemizde her şey dizilerle anılır oldu. Her televizyon kanalında onlarca dizinin biri bitmeden diğerlerinin reklamları dönmeye başlıyor. Kim seyreder? Ne kadar reyting alır o konuları uzmanlarına bırakalım ve kendi konumuza gelelim. T.R.T malum devlet kanalımız. Her türlü imkâna sahiptir. Bunu fırsat bilerek de devamlı yeni diziler başlatıyor. En son olarak da “Yalaza” isimli bir dizi yayınlamaya başladı. Olay sözüm ona, Taraklı kasabasında geçiyor. Taraklı ismi beni yıllar öncesine götürdü. Yıl; 1980. Üniversiteyi yeni bitirmiş, iş aramaktayız. Yaz günleri ve aylardan Ramazan. Ankara’ya gidip gelmekten tabiri caiz ise pestilimiz çıkmışken; kadim dostum Hakkı Özoğul; “Taraklının Doğancıl köyünde, Arifiye Öğretmen okulunda yatılı okuduğumuz, Bayburt’un Karşı geçit köyünde öğretmenlik yapan Muzaffer isminde bir arkadaşım var. İstersen onu bir ziyaret edelim. Sanırım yaz tatili için köye gelmiştir” deyince Önce Adapazarı Geyve’ye, oradan da Taraklı kasabasına ulaştık. Son derece sakin ve temiz yörelerdi. Ramazan ayı olmasından dolayı lokantaların ve Kahvehanelerin kapalı olması dikkatimi çekmişti.

 

DOĞANCIL KÖYÜNE ULAŞTIK

 

Şimdiki nesle anlatacaklarım hikaye gibi gelebilir. O dönemlerde bırakın cep telefonunu, normal telefon etme imkânı bile neredeyse yoktu. Biz tamamen şans üzere seyahate çıkmış ve Doğancıl köyüne ulaşma çabasında idik. Epeyi bekledikten sonra bir araç rast geldi ve kendimizi Doğancıl köyünde bulduk. Köye giderken de Muzaffer öğretmenin yaz tatili için köyde olduğunu öğrenince keyfimiz iyice yerine geldi. Köye ulaşınca bir arkadaş bizi Muzaffer öğretmenin evine kadar götürdü. Şimdiki öğretmen kardeşlerimiz genellikle yazlıklarda veya seyahatlerde vakit geçiriyorlar. Muzaffer öğretmen ise vakit de akşama yaklaştığı için traktörle tarladan geldi. Dile kolay, ilkokuldan sonra yedi sene yatılı okumuş iki arkadaşın karşılaşması ile her ikisi de sevince gark oldu. Neyse uzatmayalım. Akşam ezanı okundu. Çeşit çeşit yemekler soframıza geldi. İftar sonrası, Teravih namazına gittik. Cami, tamamen dolu idi. Sonrasında kısa bir sohbet faslından sonra yattık. Sahur zamanı temiz havanın de etkisiyle uykumuzu almış olarak uyandık. Mutfak tarafından mis gibi kokular geliyordu. Muzafferin annesi çeşit çeşit yiyecekler hazırlamıştı. Afiyetle yedik. Kısa bir uyku faslından sonra herkes ayaktaydı. Malûm iş güç zamanı. Ramazan ayı da olsa köyde hayat devam ediyordu. Biz gitmek için müsaade istedik. Ama ne mümkün? Bizi bırakmadılar. “Bayrama kadar misafirimizsiniz “dediler. Daha bayrama 4 gün vardı. İnsanlar o kadar samimi idiler ki; onları kıramadık. Bayrama kadar orada kaldık.

 

DOĞANCIL KÖYÜNDE BAYRAM

 

Bayram sabahı camiye gittik. Sabah ve Bayram namazını kıldıktan sonra Cami avlusunda tek sıra olarak dizildik. Herkes birbiri ile bayramlaştı. Büyüklerin elleri öpüldü. Küçüklerin şekerleri, harçlıkları takdim edildi. Sonra hep beraber mezarlığa yöneldik. Herkes duasını etti. Sonra eve geldik. Muzafferin annesinin elini öptük. Teyzem yine mükellef bir sofra hazırlamıştı. Afiyetle yedik. Artık yola revan olma zamanı gelmişti. Onlar bizim daha fazla kalmamızı istiyorlar. Bizim de ayaklarımız gitmek istemiyordu. Ama hayatın gerçekleri de vardı. Bizim ailelerimiz de bizleri bekliyordu. Daha da önemlisi, iş arama çalışmalarımız devam edecekti. Bu duygularla köyden ayrıldık. Ama aradan otuz yedi sene geçmesine rağmen, o günler gözümde tüter. Onun için, çekilen diziler bana gerçekleri anlatmak yerine, toplumu başka bir âleme sürüklemek için yapılıyormuş gibi geliyor. Uyanık olup, her şeye körü körüne kanmamalıyız. Korkarım sonrasında çıra gibi yanarız.

Ceynak
BizGençler